Geri Geldim

Sayın okuyucularım, uzun süredir yurtdışında bazı konferanslara katılmaktaydım. Tam konferanslar bitti derken İsveçte Lisans ve Yüksek Lisans öğrencilerine bazı seminerler vermek zorunda kaldım. Üstüne bu öğrencilerin tezlerini incelemek zorunda kalınca elimi siteye sürme fırsatım olmadı. Bir kaç gün içerisinde ortadoğu ile ilgili orjinal bazı yazılar ortaya koyacağım.

Ayrı bulunduğum süre içerisinde siteme link veren diğer dost sitelere ve siteyi bış bırakmayan değerli okuyucularıma teşekkürü bir borç bilirim. Herkesi saygı ile selamlıyorum.

Blog Sorunları

WordPress'in bu aralar ciddi sorunları var, blogu tasimanın yukude cok fazla, sistem stabil çalışma sağlayınca yeni yazımı ekleyeceğim. Arada yazdığım ve çok nitelikle olan yazılarında güme gitmesi ayrı bir hüzün.

Herkesi selamlıyorum.

Tek Sesli Basın

Detaylı bir ekonomik gelişme analizi üzerinde çalıştığım için bir kaç günlük bir gecikme ile sizlerle tekrar birlikteyim. Son verileride toplar toplamaz ekonomik büyüme ve gelişme arasında bazı değerlendirmelerle karşınıza tekrar çıkacağım. Ancak önce son  günlerde dikkatimi çeken bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Ne zaman interneti açsam, sabah, hürriyet, radikal, habertürk, sitelerindeki ekonomi haberlerini okurum. Eğer boş vaktim varsa izlenimler, derinsular, ekonomiturk ve selcukh61 ne Anil Girgin bloglarını sektirmem. Son zamanlarda listeye birde dolmakalem eklendiki buda mutluluk verici bir gelişme. Bütün bu sitelerin linklerine soldaki okuduklarım başlığından ulaşabilirsiniz. Herkesin farkında olduğu bir gerçek bu günlerde  dikkati dahada bir çekmeye başladı.  Nedir bu gerçek? Tek sesli basın sorunu. Bu sorun şu şekilde ifade edilebilir. Okunan tüm köşe yazarları, seyredilen tüm ekonomi haberleri, benzer veya yakın anlamlar içerisinde aynı konulara değiniyor ve benzer sonuçlara varıyorsa bu sorundan sizde muzdaripsiniz.  Ancak canınızı sıkmayın ulusal basındaki tek sesliliğe son dönemlerde blog siteleri yetişti. Uzun süre iktisat okumuş birisi olarak diyebilirimki özellikle ekonomi gibi soyal bir alanda konuşurken  çok fazla fikire ve farklı düşüncelere ihtiyaç vardır. Çünkü sosyal olaylar matematik gibi kesin bir doğrultuda ilerlemez. Burdan hareketle ekonomide sadece matematiksel ilişkiler sinsilesi bulunmaz; çoğunlukla sosyal ilişkiler sinsilesi bulunur denilebilir. Bu durumda konular incelenirken pragmatist gözlüklere bakmak çok anlamlı değildir. Ancak bu çok sesliliğe dayanarak sıkça yapılan bir hata en çok tartışılan kuramların hatalı olduğuna inanmaktır. Oysa konular üzerinde çok fazla tartışma olması kuramların veya mevcut düşüncelerin yanlışlığını ve/veya zayıflığını değil doğru olma ihtimalini destekler. Ayrıca iktisadi tartışmalar sonucunda görülmüştürki tek bir doğru yoktur. Bir çok farklı doğru söz konusudur. Bununla birlikte iktisat kuramında dinamik bir süreç içerisinde dünün doğruları bugün tamamen yanlış bile olabilmektedir. İşte bu noktada gazetecilik bölümü mezunu köşe yazarları ekonomi yazmaya başladıklarında, pragmatist bakış açıları ve temel gazetecilik bilgileri ile iktisadi konuları aydınlatmaya kalktıkları zaman malesef çok yetersiz kaldıkları gibi yanlış sonuçlara varmalarıda kaçınılmaz oluyor.

Olaylara akademik açıdan bakanlar ve akademi kökenli gazeteciler bir nebze olsun faydalı yazılar yazarken, bir şekilde piyasada ismi yorumcuya, uzmana çıkmış menkul değerler müdürleri, yatırım fonu danışmanları tamamıyle günübirlik bilgilerle sığ bir şekilde insanları bilgilendirme işine başlıyor. Bunları okudukça ve dinledikçe her seferinde bilgilerimden şüphe etmeye başlıyor ve  mevcut teorileri tekrar okumaya çalışıyorum. Bilimsel nitelikte, bir ekonomik sistem analizine başlamadan önce ilk kabul edilmesi gereken konu ekonomi kurumları arasındaki dinamik ilişkiker sürecini anlamak için teorilere ihtiyaç olduğudur. Buna aykırı hareket eden altyapısı olmayan görüşler çoğu zaman insanları yanıltır. Özellikle uygulanan tanımlama ve analiz yöntemi sistem eleştirisine uygunsa, mevcut teorilerle altyapısı destekleniyorsa geçerlidir. Bu şekildeki doyurucu bir  yazıyı eleştirmek için teorik tartışmalarda bulunmanız gerekir. Yoksa piyasalar yükseldi dolar düştü, dikkatli olalım açık pozisyonlarımızı kapatalım gibisinden bilgilerle uzmanlık ne kadar oluyorsa gazetecilik bölümü mezunu olup ekonomi hakkında yorum yapabilmek o kadar olur.

Burda amacım kimseyi kırmak veya gocundurmak değil, ancak son zamanlarda herkes söz birliği etmişçesine aynı haberleri temcit pilavı gibi yazıyor çiziyor ve bilip bilmeden üstüne yorum yapıyor. Hal böyle olunca herkes iktisatçı herkes ekonomist, olmadı uzman oluyor. Bu bilimde uzun süre okuyup yüksek eğitim alan kimseler bir kelime ederken bile olanca dikkatiyle davranırken bazıları hiç okumadan dünyaları kurtarıyor.

Aç Bir İİBF

Açılabilecek en masrafsız fakülteler diye bir analiz yapılsaydı şüphesiz ilk üçte idari bilimler fakültesi görülebilecekti. Böyle bir fakülte açmak için bina + eğitim araç ve gereçleri + öğretim üyesi dışında hiç bir şeye ihtiyaç yoktu. Ayrıca son 10 yıldırda trendler bu yönde ilerlerken bizdede her köşe başına açılan üniversitelere ilk eklenen bölümler arasında yerini almaya başladı. Özel üniversiteler içinde durum bundan farklı değil. Mevcut duruma bakacak olursanız Türkiyede idari bilimler fakültesi olmayan özel  üniversite yok. Devlet üniversiteleride hemen hemen aynı profildeler. Bu durumun bazı negatif sonuçları olacaktır elbet. Mezunlarınız piyasada hemen iş bulamayacaklar, iş verenler daha düşük ücretten daha iyisisini çalıştırmak isteyecekler, dolayısıyla mezunlar kendilerini geliştirecek farklı uzmanlık alanları oluşturmak isteyecekler. Eskiden üniversitede kalıp öğretim üyesi olmak üzere yapılan yüksek lisansı günümüze doğru geldikçe, boşta gezmeyeyim hemde yüksek lisans yapayım mantığı almakta. Sisteme bu noktada bir darbede mühendislik bölümlerinden geliyor. Finans piyasalarında ve bankacılık alanında mühendislik bölümlerden mezun olup yüksek lisans yapmış, dolayısıyla işletme nosyonuna sahip kimseler yerlerini almaya başladılar. İş verende haklı, piyasalar acımasız, kimse olaylar arasındaki sosyal ilişkileri aramıyor, genellikle matematiksel ilişkiler inceleniyor ve fayda maliyet analizleriyle hareket ediliyor. Mühendislik bölümlerden mezunlar aldıkları matematik ağırlıklı derslerle bu ilişkileri daha ampirik görebiliyorlar. Son yıllarda üniversiteler potansiyeli görüp bir bir tezsiz yüksek lisans programları açmaya başladılar. Böylece mühendislik bölümü mezunları piyasalarda aranan nitelikleri taşıyacaklar. Ancak beklenmeyen bir durum daha oluyor. İdari bilimler fakültesi mezunlarıda tezsiz yüksek lisans programlarına başvurmaya başlıyorlar. Tezsiz yüksek lisans bölümleri sadece idari bilimler dışı öğrencilere açılmadı elbet. Ancak sistemdeki tıkanıklık her tarafa eşit dağılıyor. İki sene önce tezsiz yüksek lisanstan, doktora yapmak için tezli yüksek lisans yapmanız gerekiyordu, ancak bu durum kaldırıldı. Diğer bir ifade ile hangi yüksek lisans programı mezunu olursanız olun, doktoraya başvurabiliyorsunuz. Şimdilik doktora eğitiminin finanse edilemeyecek kadar uzun süre almasından (4 sene yaklaşık) ve alternatif maliyetinin çok yüksek olmasından pek talep olmuyor. Ancak doktora eğitim süresinde bir kısaltma veya gevşeme söz konusu gerçekleşirse bu dengelerinde çok değişeceğine eminim. Bu faktörler altında bilinen, piyasaların potansiyeli yüksek, eğitimi sağlam, kendini geliştirmiş ve hırslı İİBF mezunu istedikleri. Bir soru sorarak bu yazımızı tamamlayalım. Bu özellikleri kaç İİBF mezunu taşıyor?

Borsanın Tahmin Edilebilirliği

Yıllar evvel ekonometri alanında aldığım derslerin birinde heyecanla yerimden fırlayıp, uygun modelleme yapılırsa borsa hatasız tahmin edilebilir diye bir cümle sarfetmiştimki bütün sınıfın şen şakrak kahkahalarını halen duyar gibiyim. Sonra okudukça ve öğrendikçe bu savımın pekde yanlış olmadığını gördüm. Olayın üstünden uzun zaman geçmiştiki Pi isimli bir filmi seyretme şansım oldu. Filmin kahramanı komplex bilgisayar programları ile borsanın tahmin edilebilirliğini araştırıyordu. Film ile ilgili  Konumuzunn dışındaki bir çok detayı atlayarak kahramanımızın en sonunda borsayı tahmin eden bir model geliştirdiğini bu modelinde 216 basamaktan oluşan bir sayı olduğunu söyleyebilirim. Film ile ilgili daha fazla bilgi  için buraya bakabilirsiniz. Filmi seyrettikten sonra acaba bildiğimiz matematik sisteminde böyle bir hatasız tahmin metodolojisi olup olmadığını araştırmıştım. Vardığım sonuçlar ise oldukça ilginç. İşte bugün hatasız tahmini ve bu çerçevede IMKB'nin tahmin edilebilirliğini tartışacağız.

Tahmin yöntemlerinin hepsi olasılık hesapları çerçevesinde hareket eder. Olasılık hesaplarıda bir dağılım istatistiği seçmek zorundadır. Örneğin ekonominin iyi gitme olasılığı %50 kötü gitme olasılığı %30 nötr kalma olasılığıda %20 olsaydı bu dağılım çerçevesinde yatırım gerçekleştirilebilir ve hiç bir zaman zararlı çıkılmazdı. Ancak tahmin yöntemlerinin içerisinde hep hata vardır ve bu hata, beklenti dışında olaylar gerçekleştikçe istatistiksel önemini arttırır. Şimdi iş olasılık teorisine girmeye başladı, o zaman öyle bir olasılık dağılım istatistiği kuralımki bizim borsamız için anlamlı sonçlar versin. İşte bu noktada borsayı etkileyen tüm faktörlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Tüm faktörler derken, buna diğer ülkelerin bizim borsamız hakkında yapacağı açıklamalar gibi bir çok beklenmeyen faktörüde eklememiz gerekecektir. Daha sonra tüm faktörlerin içinde bulunduğu bir tahmin kalıbına ihtiyacımız var. Bu kalıp her faktördeki değişim yerleştirildiğinde bize anında endeksin hangi seviyeye gideceğini göstermeli. Diyelimki karmaşık bilgisayar programlarıyla bu kalıbıda bulduk. Bu durumda faktörler arası korelasyonlarında dikkate alınması lazım. Daha sonra borsaya kote şirket haberlerininde dolanımda bulunan hisse fiyatında değişiklik yaptığını biliyoruz. Şirket ile ilgili tüm haberleri ve bilgileride elde etmemiz lazım. Fuzzy logic gibi saçaklı bir şekilde ilerleyen sınırsız bir bilgiden bahsetmeye başladık. Rahatlıkla görüyoruzki operasyonun maliyeti çok yüksek ve sistemde hala içine koyamayacağımız değişkenler mevcut.

Sıradan yatırımcı bu tahmin kalıplarını değil, borsanın tamamı veya sadece satın alınacak hisse senetleri üzerindeki etkli faktörleri araştırıyor. Bu durumda bir çok faktör geri plana atılıyor ki, geri plana atılan bu faktörler ister tek tek isterlerse hep bir araya gelip yatırımcıyı zarara uğratıyorlar. İşte bahsetmek istediğim yere geldik, tam bu noktada yatırımcılar eğer borsayı doğru tahmin edebilmişlerse borsanın etkin olmadığından söz edebiliriz. Zira tüm bu değişkenler altında etkin piyasalar kuramı böyle bir tahmin savını desteklemiyor. Eğer borsa tahmin edilemiyorsa  piyasalar etkin demek mümkün. Bu noktada sisteme etki eden ve diğer insanlardan daha fazla bilgiye ulaşabilen insanların varlığından hiç bahsetmedim bile.

Şimdi dilerseniz etkin piyasalar hipotezinin anlamına bir bakalım. Fransız iktisatçı Louis Bachelier'in 1900 yılında yazdığı spekülasyon teorisi aslında pekde bilinmeyen bir uygulamayı içermiyordu. Ancak Brownian Motion isimli teorinin fen bilimleri dışında ilk defa kullanılması uygulandığı finans bilimine metodolojik bir yenilik kazandırmıştı. Bu teoriden hareketle etkin piyasalar hipoztezi ortaya çıktı. Günümüze gelindiğinde teori üzerinde çalışan iktisatçı Eugen Fama 'nın çeşitli yayınlarına ulaşabiliriz. Hipoteze göre sermaye piyasaları zayıf, orta veya güçlü etkinlik içerisndedirler. Zayıf formda etkin olan bir sermaye piyasasında ekonmetrik tahmin yöntemleri ve teknik analiz gibi metodlar ile piyasa tahmin edilebilirken bu durum güçlü formda etkinliğe doğru ilerlendiği zaman ortadan kalkmakta ve sermaye piyasası tahmin edilemez bir hal almaktadır. İyi bir sermaye pazarından beklenen en önemli unsur, hisse senedi fiyatlarının tüm ekonomideki bilgileri taşıması ve yatırımcıların gelecekteki hisse fiyatlarını tahmin edememesidir. IMKB ise tahmin edilebilmekte, insider trading, manipulasyon gibi etkinliği ortadan kaldıran baskıların altında kalmaktadır.

« Önceki girişler