Nisan 9, 2006 9:33 pm (Politika)
Prof. Dr. Aydın Ayaydın'ın son yazısında Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğanın, İstanbul Sanayi Odasındaki yaptığı konuşmaya değinmiş. Sayın hocamı tebrik ediyorum konuyu çok iyi ele almış. Konuşma metinlerini bende inceledim özetleyecek olursak sayın başbakan ekonomide artık makro değil mikro konularla ilgilenileceğinin altı çizilmiş. İnanın çok güzel bir haber ancak bazı handikaplarıda yok değil. Örneğin başbakan sektör yetkililerinin çözüm önerileriyle gelmesini istiyor. Demekki sektörler yetkilileri sorunlarını artık bilinçli olarak araştırmak ve çözüm önerilerini sunabilmek zorundalar. Bazı sektörlerde yaşanan sıkıntılar için kısa vadede çözüm bulunamaması ihtimali var. Ayrıca uygulanacak çözümlerin makro politikaya olumsuz yansıma ihtimalide söz konusu. Ancak belliki bu konuşma ilgili riskler alınarak gerçekleştirilmiş. Önümüzdeki günlerde bir çok sektör yetkilisinin gazetelerde manşet manşet sorunlarını inceleyebiliriz. Umarım sayın başbakanın bu iyiniyeti doğru algılanır ve süistimal edilmez. Yoksa vergi indirimi olsun, teşvik kapsamına alınsın, ucuz kredi verilsin gibisinden iyiniyet ötesi beklentilerin sektörlere hakim olması muhtemel.
Yaşayacağız ve göreceğiz.
Comments
Nisan 7, 2006 4:05 pm (Detay)
Açılabilecek en masrafsız fakülteler diye bir analiz yapılsaydı şüphesiz ilk üçte idari bilimler fakültesi görülebilecekti. Böyle bir fakülte açmak için bina + eğitim araç ve gereçleri + öğretim üyesi dışında hiç bir şeye ihtiyaç yoktu. Ayrıca son 10 yıldırda trendler bu yönde ilerlerken bizdede her köşe başına açılan üniversitelere ilk eklenen bölümler arasında yerini almaya başladı. Özel üniversiteler içinde durum bundan farklı değil. Mevcut duruma bakacak olursanız Türkiyede idari bilimler fakültesi olmayan özel üniversite yok. Devlet üniversiteleride hemen hemen aynı profildeler. Bu durumun bazı negatif sonuçları olacaktır elbet. Mezunlarınız piyasada hemen iş bulamayacaklar, iş verenler daha düşük ücretten daha iyisisini çalıştırmak isteyecekler, dolayısıyla mezunlar kendilerini geliştirecek farklı uzmanlık alanları oluşturmak isteyecekler. Eskiden üniversitede kalıp öğretim üyesi olmak üzere yapılan yüksek lisansı günümüze doğru geldikçe, boşta gezmeyeyim hemde yüksek lisans yapayım mantığı almakta. Sisteme bu noktada bir darbede mühendislik bölümlerinden geliyor. Finans piyasalarında ve bankacılık alanında mühendislik bölümlerden mezun olup yüksek lisans yapmış, dolayısıyla işletme nosyonuna sahip kimseler yerlerini almaya başladılar. İş verende haklı, piyasalar acımasız, kimse olaylar arasındaki sosyal ilişkileri aramıyor, genellikle matematiksel ilişkiler inceleniyor ve fayda maliyet analizleriyle hareket ediliyor. Mühendislik bölümlerden mezunlar aldıkları matematik ağırlıklı derslerle bu ilişkileri daha ampirik görebiliyorlar. Son yıllarda üniversiteler potansiyeli görüp bir bir tezsiz yüksek lisans programları açmaya başladılar. Böylece mühendislik bölümü mezunları piyasalarda aranan nitelikleri taşıyacaklar. Ancak beklenmeyen bir durum daha oluyor. İdari bilimler fakültesi mezunlarıda tezsiz yüksek lisans programlarına başvurmaya başlıyorlar. Tezsiz yüksek lisans bölümleri sadece idari bilimler dışı öğrencilere açılmadı elbet. Ancak sistemdeki tıkanıklık her tarafa eşit dağılıyor. İki sene önce tezsiz yüksek lisanstan, doktora yapmak için tezli yüksek lisans yapmanız gerekiyordu, ancak bu durum kaldırıldı. Diğer bir ifade ile hangi yüksek lisans programı mezunu olursanız olun, doktoraya başvurabiliyorsunuz. Şimdilik doktora eğitiminin finanse edilemeyecek kadar uzun süre almasından (4 sene yaklaşık) ve alternatif maliyetinin çok yüksek olmasından pek talep olmuyor. Ancak doktora eğitim süresinde bir kısaltma veya gevşeme söz konusu gerçekleşirse bu dengelerinde çok değişeceğine eminim. Bu faktörler altında bilinen, piyasaların potansiyeli yüksek, eğitimi sağlam, kendini geliştirmiş ve hırslı İİBF mezunu istedikleri. Bir soru sorarak bu yazımızı tamamlayalım. Bu özellikleri kaç İİBF mezunu taşıyor?
8 Comments
Nisan 6, 2006 9:29 pm (Detay)
Yıllar evvel ekonometri alanında aldığım derslerin birinde heyecanla yerimden fırlayıp, uygun modelleme yapılırsa borsa hatasız tahmin edilebilir diye bir cümle sarfetmiştimki bütün sınıfın şen şakrak kahkahalarını halen duyar gibiyim. Sonra okudukça ve öğrendikçe bu savımın pekde yanlış olmadığını gördüm. Olayın üstünden uzun zaman geçmiştiki Pi isimli bir filmi seyretme şansım oldu. Filmin kahramanı komplex bilgisayar programları ile borsanın tahmin edilebilirliğini araştırıyordu. Film ile ilgili Konumuzunn dışındaki bir çok detayı atlayarak kahramanımızın en sonunda borsayı tahmin eden bir model geliştirdiğini bu modelinde 216 basamaktan oluşan bir sayı olduğunu söyleyebilirim. Film ile ilgili daha fazla bilgi için buraya bakabilirsiniz. Filmi seyrettikten sonra acaba bildiğimiz matematik sisteminde böyle bir hatasız tahmin metodolojisi olup olmadığını araştırmıştım. Vardığım sonuçlar ise oldukça ilginç. İşte bugün hatasız tahmini ve bu çerçevede IMKB'nin tahmin edilebilirliğini tartışacağız.
Tahmin yöntemlerinin hepsi olasılık hesapları çerçevesinde hareket eder. Olasılık hesaplarıda bir dağılım istatistiği seçmek zorundadır. Örneğin ekonominin iyi gitme olasılığı %50 kötü gitme olasılığı %30 nötr kalma olasılığıda %20 olsaydı bu dağılım çerçevesinde yatırım gerçekleştirilebilir ve hiç bir zaman zararlı çıkılmazdı. Ancak tahmin yöntemlerinin içerisinde hep hata vardır ve bu hata, beklenti dışında olaylar gerçekleştikçe istatistiksel önemini arttırır. Şimdi iş olasılık teorisine girmeye başladı, o zaman öyle bir olasılık dağılım istatistiği kuralımki bizim borsamız için anlamlı sonçlar versin. İşte bu noktada borsayı etkileyen tüm faktörlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Tüm faktörler derken, buna diğer ülkelerin bizim borsamız hakkında yapacağı açıklamalar gibi bir çok beklenmeyen faktörüde eklememiz gerekecektir. Daha sonra tüm faktörlerin içinde bulunduğu bir tahmin kalıbına ihtiyacımız var. Bu kalıp her faktördeki değişim yerleştirildiğinde bize anında endeksin hangi seviyeye gideceğini göstermeli. Diyelimki karmaşık bilgisayar programlarıyla bu kalıbıda bulduk. Bu durumda faktörler arası korelasyonlarında dikkate alınması lazım. Daha sonra borsaya kote şirket haberlerininde dolanımda bulunan hisse fiyatında değişiklik yaptığını biliyoruz. Şirket ile ilgili tüm haberleri ve bilgileride elde etmemiz lazım. Fuzzy logic gibi saçaklı bir şekilde ilerleyen sınırsız bir bilgiden bahsetmeye başladık. Rahatlıkla görüyoruzki operasyonun maliyeti çok yüksek ve sistemde hala içine koyamayacağımız değişkenler mevcut.
Sıradan yatırımcı bu tahmin kalıplarını değil, borsanın tamamı veya sadece satın alınacak hisse senetleri üzerindeki etkli faktörleri araştırıyor. Bu durumda bir çok faktör geri plana atılıyor ki, geri plana atılan bu faktörler ister tek tek isterlerse hep bir araya gelip yatırımcıyı zarara uğratıyorlar. İşte bahsetmek istediğim yere geldik, tam bu noktada yatırımcılar eğer borsayı doğru tahmin edebilmişlerse borsanın etkin olmadığından söz edebiliriz. Zira tüm bu değişkenler altında etkin piyasalar kuramı böyle bir tahmin savını desteklemiyor. Eğer borsa tahmin edilemiyorsa piyasalar etkin demek mümkün. Bu noktada sisteme etki eden ve diğer insanlardan daha fazla bilgiye ulaşabilen insanların varlığından hiç bahsetmedim bile.
Şimdi dilerseniz etkin piyasalar hipotezinin anlamına bir bakalım. Fransız iktisatçı Louis Bachelier'in 1900 yılında yazdığı spekülasyon teorisi aslında pekde bilinmeyen bir uygulamayı içermiyordu. Ancak Brownian Motion isimli teorinin fen bilimleri dışında ilk defa kullanılması uygulandığı finans bilimine metodolojik bir yenilik kazandırmıştı. Bu teoriden hareketle etkin piyasalar hipoztezi ortaya çıktı. Günümüze gelindiğinde teori üzerinde çalışan iktisatçı Eugen Fama 'nın çeşitli yayınlarına ulaşabiliriz. Hipoteze göre sermaye piyasaları zayıf, orta veya güçlü etkinlik içerisndedirler. Zayıf formda etkin olan bir sermaye piyasasında ekonmetrik tahmin yöntemleri ve teknik analiz gibi metodlar ile piyasa tahmin edilebilirken bu durum güçlü formda etkinliğe doğru ilerlendiği zaman ortadan kalkmakta ve sermaye piyasası tahmin edilemez bir hal almaktadır. İyi bir sermaye pazarından beklenen en önemli unsur, hisse senedi fiyatlarının tüm ekonomideki bilgileri taşıması ve yatırımcıların gelecekteki hisse fiyatlarını tahmin edememesidir. IMKB ise tahmin edilebilmekte, insider trading, manipulasyon gibi etkinliği ortadan kaldıran baskıların altında kalmaktadır.
Comments
Nisan 5, 2006 6:54 pm (Detay)
Sosyal bilimlerde yöntem üzerine süregelen tartışmaların odak noktalarından biriside yöntemdir. Temel olarak iki yöntem bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kantitatif yöntemler olarak bilinen, İstatistik ekonometri ve benzeri matematiksel metotların kullanıldığı sayı ile ölçülebilen yöntemler iken diğeri kalitatif yöntemler olarak bilinen vaka analizi, birebir görüşme sayılabilir. Her iki yönteminde kendine göre bazı güçlü ve zayıf yanları vardır. Örneğin kantitatif yöntemler her ilişkiyi sayısallaştırarak sosyal ilişkilerin bir çoğunu göz ardına atarken, kalitatif yöntemler olayların sosyal yanlarına daha çok değinmekte ve sonuçları görüşülen kişiye ve/veya yapılan vaka çalışmasına göre manipüle edilebilmektedir. Yapılacak analizin niteliğine göre yöntem seçmek bir çok sosyal bilimler uzmanını zorluğa sokmaktadır. Son yıllarda ABD ve Avrupa ekolleri arasında bu yöntemler konusunda üstü kapalı bir gerilim oluşmaktadır. Özellikle Avrupa ekolleri daha çok kalitatif yöntemler üzerine eğilirken ABD ekolü gelişmiş metrik yöntemleri kullanan kantitatif araştırmalara ağırlık vermektedir. Bu sonuçlara nasıl ve nerden vardığım konusunda sizleri şöyle bilgilendirebilirim. SSCI Soyal bilimle dizin endeksi adı altında 1857 adet uluslarası akademik dergiyi kapsayan bir sistemdir. Üniversitelerin başarı ölçüm yöntemlerinden bir taneside yaptıkları uluslararası yayın sayısıdır. Bu dergilere genellikle üniversite kütüphanelerindeki bilgisayarlardan ulaşabilirsiniz. Bu noktada ilgi alanım olsun olmasın 40'dan fazla derginin son sayısına girerek son sayılarındaki yazıların özetlerini, kullandıkları yöntemleri ve yazarların orijinini inceledim. Ayrıca bu dergileri seçerken alanında en iyi kabul edilen dergileri tercih ettim. Bir ara bilgi olarak belirteyimk konu eğer fen bilimleri olsaydı SCI da 6496 adet dergiye ulaşılabilecektiki buda süregelen sosyal bilimler SSCI ve fen bilimleri SCI arasında yayın zorlukları tartışmalarının göbeğindeki bir konuyu içerecektiki. Konumuzdan uzaklaşmadan sonuçlara geri dönecek olursak, sosyal bilimlerde yayın yapmanın zor olduğuna ve kullanılacak yöntem konusunda Avrupa ve ABD arasında farklı anlayış olduğuna kanaat getirebiliriz.
Şahsi tecrübem ve etrafımdaki hoca arkadaşların tecrübelerine dayanarak özellikle sosyal bilimler alanında ülkemizde kantitatif çalışmaların daha çok prestij sahibi olduğunu da belirtmek istiyorum. Kantitatif yöntemler daha öncede belirttiğim gibi sayı ile ölçülebilen verilere dayanmakta ve ilişkilerin sosyal yönünü göz ardı etmekteydi. Ancak yöntem uzmanlarının değerlendirmesi ışığında kantitatif yöntemler kalitatif yöntemlere göre daha az manipülasyon içermekteydi ve bu anlamda güvenilirliği daha fazlaydı. Gerçekten böylemi acaba? Burdan konunun uzmanlarına soralım kalitatif yöntemlerden bir tanesi olan ekonometri size istediğiniz şekilde ilerletebileceğiniz ve istediğiniz sonuçlara varabileceğiniz testleri sunmuyormu? Modern zaman serisi analizleri geçmiş değerlerden yola çıkarak geleceği değerlendirmiyormu? Geçmiş geleceğin aynısıdır, tarih kendini yineler gibi bir varsayım ile hareket etmiyormu? İstatistik ortalama örneklemden çoğaltma sonuçları kapsamıyormu? Sapmalar olduğu zaman ölçüm yönteminin güvenilirliği tartışılmıyor, standart sapma veya ekonometrik hata diye anılmıyormu. İşte tüm bunları üst üste koyduğunuzda kantitatif yöntemlerinde kalitatif yöntemler kadar aldatıcı sonuçlar içerdiğini görebilirsiniz.
Sonuç olarak yöntem seçiminde bir avantajla birlikte birde dezavantaj kazanırsınız. Yapacağınız çalışmanın araştırdığı soruların cevabına göre yöntem seçmek en rasyonel araştırma şekli olacaktır.
2 Comments
Nisan 5, 2006 4:49 pm (Gündem)
İki gündür bazı belirsizlikler yüzünden blogumda yazı yazamamış olmanın verdiği sıkıntıyla baş etmeye çalışıyor ve bu yazımın esgizini tamamlıyordum. Son başlıklarımda makroekonomiden bahsetmiştim. Gördümki işin yatırımcı cephesini biraz geri plana atmaktayım. Bu bağlamda yatırımcılara tavsiyem Özellikle son zamanlarda İran'ın açıklamaları ve Amerikanın sessiz tavrının döviz kuru konusunda uzun vadede oluşan belirsizlik konusunda dikkatli olmaları yönündedir. Kısa süreli kazanç tercihi içerisinde kar realizasyonları ve yeniden yatırım süreçleriyle borsada yatırım yapan risk sever yatırımcıların bir süredir bu işten karlı çıkmaları diğer yatırımcıların ilgisini yatırım süresine kaydırmakta. Bu durum karlı gibi gözüksede olası riskler karşısında bazı tehlikeleride beraberinde getirmekte. Dilerseniz bugün hiç rakamlara grafiklere değinmeden bazı teorik detaylara bakalım ve yatırım stratejileri konusunda bir kaç fikir beyan edelim.
Teori: Finans sektöründe çalışıyorsanız, Harry M. Markowitz ismini bilmemeniz imkansız gibidir. Harry Markowitz risk ve getiri arasındaki yapıyı incelediği, Journal of Finance dergisinde 1952 de yayınlanan Portfolio Selection başlıklı makalesiyle modern portföy yönetiminin temellerini atmıştır. Markowitz aynı zamanda, William W Sharpe ve Merton H. Miller ile beraber 1990 yılında Nobel ekonomi ödülününde sahibidir. Ayrıca ismi burda olmayan ve çalışmalarının büyük çoğunluğunu Merton H. Miller ile birlikte yapan Franco Modigliani de aynı alanda çalışmalarda öncülük etmiştir. Gerçi Modiglianni ve Miller çalışmaları daha ileri dönemlerde hisse senedi değerleme üzerine kaysada Merton H. Millerin 2000 yılındaki ani ölümü ile finans dünyası bir yıldızını kaybetmiş ve ikilinin karpayı ve değerleme üzerine çalışmaları noktalanmıştır. Böyle basit bir kaç tarihi bilgiden sonra Markowitzin finans dünyasına kazandırdığı en önemli buluşu neydi? sorusuna cevap verecek olursak hiç şüphesiz risk ve getiri arasındaki eğrisel ilişkiyi bilmemiz gerekir. Risk ve getiri arasındaki ilişki birebir, artan oranda artan bir grafik değil azalan oranda artan bir grafiktirki, alacağınız ek riskler ile getiriniz aldığınız riske göre daha az artar. Dolayısıyla yatırımcılar risk ve getiri arasında optimal bir kompozisyon oluşturmak zorundadırlar. Riskten kaçmak isteyen yatırımcılar portföylerine farklı enstrümanlar ekledikçe risklerini azaltmaya başlayacaklardır. Ne kadar varlık ile en az riske ulaşalım? sorusu literatürde çok çeşitli cevaplar bulsada, optimizasyon alanında gelişmeler ve kendi yaptığım çalışmalarla, sadece IMKB hisse senetleriyle rastgele (random sampling) oluşturulmuş bir portföyde 10. senetten sonra eklenecek her yeni senedin, portföyde oluşturacağı gelir artışı, riskteki azalmaya ziyade değersiz olacağından optimal bir rakam olarak 10'u uygun bulabiliriz. Bu bağlamda seçilen senetlerin farklı sektörlerden olması ve farklı beta kompozisyonlarına sahip olması riski düşürme açısından yatırımcılara avantaj sağlayacaktır.
Yorum : Elbette portföye döviz ve faiz gibi enstrümanların eklenmesi riskleri dahada aşağı seviyeye çekecektir. Hatta avrupa borsalarından alınacak hisse senetleri ile uluslarası çeşitlendirme imkanları riskleri dahada azaltacak, yatırımcılara biraz daha güven kazandıracaktır. İşte bu nokta artan belirsizlik karşısında iyi çeşitlendirilmiş bir portföyün tüm yatırımcıların lehine sonuç vermesi muhtemeldir. Özellikle son dönemde İran'ın askeri alanda meydan okumaları ve ABD nin sessiz tutumunu iyiye yormadığımdan, az sayıda finansal enstrümanla yapılan yatırımların baştan değerlendirilmesini, kısa vadeden ziyade orta ve uzun vadenin, tercih edilmesini tavsiye ediyorum. Düşen faizlerin etkisiyle alternatif yatırım araçlarına kayan paranın, artık ülkemiz için daha dinamik bir yatırım süreci oluşturduğundan hareketle, likiditeyede dikkat edilmesi gerektiğininde altını çiziyorum.
Son olarak :Ne modern portföy teorisinin tüm kitapları, ne tüm makaleleri, nede konuyla ilgili mevcut teoriler, yatırım konusundaki tek gerçeği Robert A. Haugen'in Modern Investment Theory kitabının son sayfasındaki kapanış sözü kadar iyi özetlemez. Aynı sözle bende cümlelerimi tamamlıyorum.
İyi Şanslar 
4 Comments