Nisan 28, 2006 1:26 pm (Ekonomi)
TCMB ikinci enflasyon raporunu yayınladı, haberin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz. TCMB başkanı Durmuş Yılmazda artık gözükmeye ve görüş bildirmeye başladı, ilgili görüşlere buradan ulaşabilirsiniz. Bu görüşler ve enflasyon raporu özetlenecek olursa aşağıdaki temel sonuçlara ulaşılacaktır.
1 - Hammadde fiyatlarındaki artış enflasyon değerlemeleri açısından bir risk olmasına rağmen enflasyonda düşüş eğili hakim.
2 - Mevcut cari işlemler açığı kısa vadeli enflasyon ve ekonomik istikrar hedefleri açısından önemli bir risk taşımıyor.
3 - 2006 yılının ilk çeyreğine iişkin satış ve üretim verileri ile, 2005 yılının son çeyreğine ait mevsimsellikten arındırılmış GSYİH rakamları büyümenin istikrarlı olduğunu göstermekte.
4 - Petrol fiyatlarındaki artışın etkisi henüz petrol kullanmayan sektörleri etkilememekte ancak etkileyecek olursa TCMB buna hazır.
Özetlenebilecek en önemli maddeler bunlar. Mevcut raporda sıklıkla; makroekonomik istikrarın mali disiplinle güvence altına alınması ve tutarlı para politikası araçlarının kullanılması ile ekonominin istikrar içerisinde ilerleme devam edeceği belirtilmiş. Ayrıca en önemli risk kalemi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan bahsedilmiş. Birde ekonominin küçük şoklara karşı direncinin arttığıda anlatılanlar arasında. Evet anlatılanlar bunlar, çok mutluyum, çünkü bir çok öngörüm bu rapor çerçevesinde istikrarlı sonuçlara sahip.
Akademik çalışmalarda ve raporlarda kullanılan bir üsluptan söz etmek istiyorum, bu bağlamda bir çalışmanın belirli bir köşesinden çok bahsederseniz çalışmanızı belirli yönde speküle edersiniz. Gerçek olmayan şeyler yazarsanız çalışmanızı manipüle edersiniz. Bu sonuçlar içerisinde TCMB nin üslubuda değerlendirildiğinde bir spekülasyon ve manipülasyon bulunmuyor nedenmi? elbette işsizlik oranları TCMB nin sorunu değil, yada TÜİK'in bir çok hesaplama kaleminde yaptığı değişiklik. Herkes kendi bölümüyle ilgileniyor, buda bir çeşit işi olmayan giremez mantığıyla kurumlar arası otonomiyi arttırıyor. Yıllardan beri ilk defa mali disiplinle desteklenen istikrarlı para politikaları kullanılıyor ancak neden hala kurumlar birbirlerine soru sormuyorlar. Neden hala işsizlikle ilgili ne yapabiliriz sorusu gündeme gelmiyor. Hadi vazgeçelim kamu kurumlarından, sanayi odalarındanda şikayetten başka bişey duymuyoruz. Varsa yoksa eleştiri makroekonomik öneri. Sivil toplum örgütleri farklımı? Hayır sivil toplum örgütleride keza aynı. Bağımsız bir platformda özellikle internete dayalı iş olanakları neden yeteri kadar değerlendirilmiyor?. Diyelimki işsizlik çok umurunuzda değil. Aman hocam geç bunları diyorsunuz, peki basit bir senaryo çerçevesinde bazı öngörümlemelerde daha bulunalım.
Daha önceki bol tartışmalı "İşsizlik ve Philips Sorunsalı" başlıklı yazımı okursanız birlikte basit bir tahminde bulunabiliriz. Buna göre gelecekte TCMB tahminleri çerçevesinde enflasyonda düşüş, benim yazım çerçevesindede ile işsizlikte bir artış söz konusu olacak. Ayrıca daha kötüsü petrol fiyatlarındaki değerlemelerde beklenenden sapma söz konusu olacak olursa artan hammadde fiyatlarıyla maliyet düşürme amaçlı işten çıkarmalar olacakki buda hem enflasyon hem işsizlik demek. Yani bilimsel adıyla stagflasyon. Zaten üretimdeki artışın verimlilikten kaynaklandığı belirtilmiş peki bu şartlar altında verimlilik daha nereye kadar arttırılabilecek?. Bazı okurların yahu sen ne yaptın bir petrol fiyatıyla olacak şeymi bu işler gibi sözlerini duyar gibiyim. Ancak lütfen 1970 lerdeki OPEC krizini hatırlayın. Merak edenler buradan ufak bir yazıya ulaşabilirler. Diyelimki ekonomimiz böyle bir krizi atlatabilecek kadar güçlü, ancak bu işin bedelini kimler ödeyecek? Bugüne kadar yaptığınız ekonomik mücadelenin ve kazanımların hepsi bir çırpıda çöpe gidecek.
Klasik yazı sonlarımdan devamla, bugünlerde petrol fiyatları konusu üstüne daha çok eğilinmesi gerektiğini söylüyor, IMKB yatırımcısınada tercihlerinde imalat sanayi firmalarını seçerken dikkatli olunması gerektiğini salık veriyorum. Kısa vadeli faiz oranlarının düştüğü bu günlerde likitte kalmak ve menkul kıymetler borsasının avantajlarını sonuna kadar kullanmak en olumlu tavsiyelerim olacaktır.
Comments
Nisan 26, 2006 6:29 pm (Politika)
İranın nükleer enerji faaliyetlerini arttırmasıyla dengeler gene değişmeye başladı. Kapalı kapılar ardında neler döndüğü benimde kafamı kurcalamaya başlıyor. Bir bakıyoruz İran 30 adet PKK lıyı T.C. devletine teslim ediyor. ABD dışişleri bakanı Rice terörle mücadelede ortak stratejiler belirleneceğini belirtiyor. Aynı anda TSK 240.000 kişiyi güney sınırına yerleştiriyor. Satranç tahtasında hamleler yapılıyor. Sanırım yavaş yavaş Türkiyenin jeopolitik önemi ortaya çıkıyor. Yıllardır ilkokul sıralarından başlayarak kafamıza kazanınan o jeoploitik konum meselesi tekrar gündeme gelmeye başladı. Bu konudaki gelişmeler hususunda okurlarımın fikirlerini öğrenmek istiyorum. Lütfen yorum yazmaktan çekinmeyin.
5 Comments
Nisan 21, 2006 9:38 am (Ekonomi)
Çok değil bir kaç gün önce okuduğum bir haberde 7 yıl boyunca dalgalı kurun devam edeceğine ilişkin bir açıklamata rastlamıştım. Sonunda ekonomide bazı kavramlar yerine oturuyor demeye kalmadan İş Yatırım'ın düzenlediği ''Geniş Açı'' toplantısında Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Prof. Dr.Robert Mundell'ın "Dövize Müdahale Edilmeli" temelindeki açıklamaları ile tüylerim diken diken oldu. Yazının aslına burdan ulaşabilirsiniz. Belirtmeliyimki Prof. Dr. Robert Mundell'ın çalışma alanı enflasyon, bütçe, işsizlik ve para politikası. Ayrıca nobel ödülünü aldığı konuda "Değişik faiz haddi rejimleri altında parasal ve mali politikaların yürütülmesi ve optimum para birimi". Bu çerçeveden bakılınca belkide kendisinin karşısında konuşmam haddim değildir. Ancak bu konuda başarılı bir yazar olan Erkan Kumcu'nun Prof. Dr. Robert Mundell ve aldığı Nobel ödülü hakkındaki düşüncelerine bir göz atın . Özellikle belirtmek istiyorumki ekonomi kuramları stabil süreçlerle ifade edilemezler. Dinamik süreçlerle ekonomi tanımlamaları yapılırken ileri matematik teknikleride sosyal ilişkileri göz ardı eder. Bu konudan daha önce bahsetmiştim. Sabit kur sistemleri altında ekonominin alacağı risk, değişkene oranla çok azdır. Değişken kur piyasa dinamiklerini risk yönteim sistemleri kullanmaya ve analiz yapmaya zorlar. Sabit kur sistemide sahte bir güven ortamı sağlayarak ekonominin üstündeki yükü kırılacağı noktaya kadar para politikasının üstüne atar. Hatırlamıyormuz acaba? Sabit kur sisteminin tehliklerini daha önce ulus olarak tecrübe etmedik mi? Bir sabah kalkıp hep beraber kan ağlamadıkmı, dış borcumuz %30 lar oranında bir artış göstermedi mi? Bu ülkenin halkının cebindeki para bir anda eksilmedi mi?. Sabit kur sistemine güvenen Rusya'nın başına benzer olaylar gelmedi mi?.
Temcit pilavı gibi önümüze TL aşırı değerlendi, cari açık arttı yazıları sunan yazarlarla işbirliği yapmanın sebebi nedir? Bakın dövizin aşırı yükseldiğine veya düştüğüne kafadan karar veremezsiniz. Bu konuda, bütçe açığı ve dış ticaret ilgili verilere bakıp nihai kararlara varmanız ise son derece yanlıştır. Konuyla ilgilenen okurlarım burdaki yazıma muhakkak göz atsınlar. İnanın Prof. Dr. Robert Mundell'ı okudukça ben kriz geçirdim. 1980 lere ait iktisat kuramlarıyla sabit kur sistemlerini savunmak hangi aklın ürünü anlayamadım. İddia ediyorum Bir ülkenin maliye ve para politikaları nasıl olursa olsun, dövizi serbest bırakıp veya en azından peggy, (kirli) kur sistemlerine geçip piyasa aktörlerini bu şartlar altına hazırlamak çok daha doğrudur. Milenyum ekonomilerinde her şeyin günlük değiştiği ortamlarda, risk yönetimi, türev piyasalar gibi konuların önem kazandığı bir ortamda kuru sabitleyip ülkenizdeki kur riskini kaldırdığınızı sanırsanız çok yanılırsınız. O sabitlediğinizi sandığınız kur üstüne, serbest sermaye hareketleriyle paranızı gelen gidene peşkeş çekersiniz haberiniz olmaz. Yazdıkları içerisinde kısmen doğru yerler bulunsada Prof. Dr. Robert Mundell'a kesinlikle katılmıyorum, bu ülkede kriz olsa parasını Ahmetler, Mehmetler ödüyor, bir gecede iflas eden şirketler ödüyor, yetmiyor, acı ilaç içiliyor ertesi seçimlerde hükümetler ödüyor bu işin yourumuda uzaktan bakıpta ahkam kesen IMF, Dünya Bankası yetkilerine düşüyor. Buyrun küçük bir tarih dersi olsun Fischer'in çok değil 4 yıl önceki açıklamalarına bir bakın.
Son olarak ihracat artsa, ihracat artış hızı düştü yazılıyor, döviz düşse TL aşırı değerlendi deniyor, enflasyon düşse cari açık diye diretiliyor, dış borç azalsa işsizlik arttı nidaları başlıyor, demekki hiç iyi bişey olmuyor. Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş mantığı ile hep beraber başladık gene TL aşırı güçleniyor.
1 Comments
Nisan 20, 2006 11:05 am (Detay)
WordPress'in bu aralar ciddi sorunları var, blogu tasimanın yukude cok fazla, sistem stabil çalışma sağlayınca yeni yazımı ekleyeceğim. Arada yazdığım ve çok nitelikle olan yazılarında güme gitmesi ayrı bir hüzün.
Herkesi selamlıyorum.
2 Comments
Nisan 13, 2006 2:10 am (Detay)
Detaylı bir ekonomik gelişme analizi üzerinde çalıştığım için bir kaç günlük bir gecikme ile sizlerle tekrar birlikteyim. Son verileride toplar toplamaz ekonomik büyüme ve gelişme arasında bazı değerlendirmelerle karşınıza tekrar çıkacağım. Ancak önce son günlerde dikkatimi çeken bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Ne zaman interneti açsam, sabah, hürriyet, radikal, habertürk, sitelerindeki ekonomi haberlerini okurum. Eğer boş vaktim varsa izlenimler, derinsular, ekonomiturk ve selcukh61 ne Anil Girgin bloglarını sektirmem. Son zamanlarda listeye birde dolmakalem eklendiki buda mutluluk verici bir gelişme. Bütün bu sitelerin linklerine soldaki okuduklarım başlığından ulaşabilirsiniz. Herkesin farkında olduğu bir gerçek bu günlerde dikkati dahada bir çekmeye başladı. Nedir bu gerçek? Tek sesli basın sorunu. Bu sorun şu şekilde ifade edilebilir. Okunan tüm köşe yazarları, seyredilen tüm ekonomi haberleri, benzer veya yakın anlamlar içerisinde aynı konulara değiniyor ve benzer sonuçlara varıyorsa bu sorundan sizde muzdaripsiniz. Ancak canınızı sıkmayın ulusal basındaki tek sesliliğe son dönemlerde blog siteleri yetişti. Uzun süre iktisat okumuş birisi olarak diyebilirimki özellikle ekonomi gibi soyal bir alanda konuşurken çok fazla fikire ve farklı düşüncelere ihtiyaç vardır. Çünkü sosyal olaylar matematik gibi kesin bir doğrultuda ilerlemez. Burdan hareketle ekonomide sadece matematiksel ilişkiler sinsilesi bulunmaz; çoğunlukla sosyal ilişkiler sinsilesi bulunur denilebilir. Bu durumda konular incelenirken pragmatist gözlüklere bakmak çok anlamlı değildir. Ancak bu çok sesliliğe dayanarak sıkça yapılan bir hata en çok tartışılan kuramların hatalı olduğuna inanmaktır. Oysa konular üzerinde çok fazla tartışma olması kuramların veya mevcut düşüncelerin yanlışlığını ve/veya zayıflığını değil doğru olma ihtimalini destekler. Ayrıca iktisadi tartışmalar sonucunda görülmüştürki tek bir doğru yoktur. Bir çok farklı doğru söz konusudur. Bununla birlikte iktisat kuramında dinamik bir süreç içerisinde dünün doğruları bugün tamamen yanlış bile olabilmektedir. İşte bu noktada gazetecilik bölümü mezunu köşe yazarları ekonomi yazmaya başladıklarında, pragmatist bakış açıları ve temel gazetecilik bilgileri ile iktisadi konuları aydınlatmaya kalktıkları zaman malesef çok yetersiz kaldıkları gibi yanlış sonuçlara varmalarıda kaçınılmaz oluyor.
Olaylara akademik açıdan bakanlar ve akademi kökenli gazeteciler bir nebze olsun faydalı yazılar yazarken, bir şekilde piyasada ismi yorumcuya, uzmana çıkmış menkul değerler müdürleri, yatırım fonu danışmanları tamamıyle günübirlik bilgilerle sığ bir şekilde insanları bilgilendirme işine başlıyor. Bunları okudukça ve dinledikçe her seferinde bilgilerimden şüphe etmeye başlıyor ve mevcut teorileri tekrar okumaya çalışıyorum. Bilimsel nitelikte, bir ekonomik sistem analizine başlamadan önce ilk kabul edilmesi gereken konu ekonomi kurumları arasındaki dinamik ilişkiker sürecini anlamak için teorilere ihtiyaç olduğudur. Buna aykırı hareket eden altyapısı olmayan görüşler çoğu zaman insanları yanıltır. Özellikle uygulanan tanımlama ve analiz yöntemi sistem eleştirisine uygunsa, mevcut teorilerle altyapısı destekleniyorsa geçerlidir. Bu şekildeki doyurucu bir yazıyı eleştirmek için teorik tartışmalarda bulunmanız gerekir. Yoksa piyasalar yükseldi dolar düştü, dikkatli olalım açık pozisyonlarımızı kapatalım gibisinden bilgilerle uzmanlık ne kadar oluyorsa gazetecilik bölümü mezunu olup ekonomi hakkında yorum yapabilmek o kadar olur.
Burda amacım kimseyi kırmak veya gocundurmak değil, ancak son zamanlarda herkes söz birliği etmişçesine aynı haberleri temcit pilavı gibi yazıyor çiziyor ve bilip bilmeden üstüne yorum yapıyor. Hal böyle olunca herkes iktisatçı herkes ekonomist, olmadı uzman oluyor. Bu bilimde uzun süre okuyup yüksek eğitim alan kimseler bir kelime ederken bile olanca dikkatiyle davranırken bazıları hiç okumadan dünyaları kurtarıyor.
8 Comments