Yokmu Döviz Kurunun Doğrusu

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Sayın Doğan Cansızlar İstanbul Üniversitesi İktisat Klübünün düzenlediği Ekonomi  Zirvesi 2006 çerçevesinde ekonomiyi değerlendirdi. Özelliklede kur rejimini eleştiren Sayın Cansızlar Morris Goldstein tarafından önerilen ve yönetilen dalgalı kur + olarak adlandırılan sistemin ülkemiz şartları için uygun olduğunu savundu. Habere ilişkin yazıya burdan ulaşabilirsiniz. İlgilenenler  benzer şekilde TL nin aşırı değerlendiğine ilişkin Sayın TCMB eski başkanı Gazi Erçele ait bir diğer önemli yazıyada buradan ulaşabilirler.  Ülkemizde uygulanan döviz kuru sisteminin tam dalgalı olarak ifade edilmesi doğrumudur? bence bu doğru olmamakla birlikte, TCMB'nin özerk bir şekilde fiyat istikrarını sağlamak amacıyla dövize müdahale ettiğide bilinmektedir.  Basında son zamanlarda herkes köşesinden döviz kurunun yanlış olduğuna Türk Lirasının aşırı değerlendiğine ilişkin yazılar yazıyor. Ancak hiç kimse çıkıp sebep göstererek TL nin niye değerlendiğine bir türlü değinmiyor. Merak edenler için işin teorisine biraz değinmekte fayda var. Döviz kuruna hangi faktörlerin etki ettiğini gruplayan, 2002 yılına ait bir master tezinden güzel bir grafiği huzurlarınıza sunuyorum.  

döviz1.jpg

Grafiktende görüldüğü üzere döviz kuruna etki eden  bir çok faktör var. Biz vazgeçelim genel kabul görmemiş ölçülebilen faktörlerden ve ölçülemeyen faktörlerden, genel kabul görmüş ölçülebilen faktörlere ve özelliklede makro ekonomik, finansal faktörler üzerine eğilelim. Bu faktörler içerisinde döviz kuru üzerinde en belirleyici olanlar, enflasyon, faiz oranları, para arzı ve  TCMB döviz rezervleri olduğu bilinmekte. Uygulanan para politikasının son üç yıldır sabit olduğu faizlerin ve enflasyonun düşüş içerisinde olduğu sonucundan hareketle TCMB döviz rezervlerini ve dövizin durumunun sizlerle birlikte analitik olarak inceleyeceğiz.  Merak eden okuyucular için TCMB döviz rezervlerinin ne anlama geldiğine değinecek olursak. Mevcut döviz kuru sistemi içerisinde döviz kuru tam olarak dalgalanmaya bırakılmamıştır. TCMB gerekli görürse piyasadan döviz alımı veya döviz satımı yapmak yoluyla döviz kurunu dengeler. Bu anlamda Döviz rezervlerindeki bir azalmada bir artmada uzun vadede tehlikeli ancak mevcut parasal genişlemeye görede bir gerekliliktir. Parasal genişlemeyide analiz kapsamına katacak olursak çok boyutlu bir kantitatif araştırma gerçekleştirmemiz gerekir. Bu sebepten dolayı şimdilik sadece döviz kuru ile mevcut rezervler arasındaki ilişkiyi incelememiz yerinde olacaktır. Aşağıdaki grafikte pembe çizgi Ocak 2003 ile Mart 2006 arasındaki aylık TCMB döviz rezervlerindeki değişimi, mavi çizgi ise aynı tarih aralığında döviz kurundaki (ABD doları) değişimi ifade etmekte.  Dikey eksen yüzdesel değişimi(%5 , %10, %15, %20) yatay eksen zamanı temsil etmektedir. Yapılan analizde iki veri arasında negatif yönde bir korelasyon mevcut (-0.21). Demekki TCMB döviz rezervleriyle dövizdeki değişimin %21 ini kontrol edebiliyor. Grafik bize bir çok eşyi anlatıyor ancak anlamamız için bazı teorik bilgileri hatırlayalım. TCMB döviz kurunu yükseltmek istediği zaman piyasadan döviz almakta. Düşürmek istediği zamanda piyasaya döviz sunmakta. Özellikle IMF'ye borç ödemesi yapılacakken TL yi güçlendirmek ve fiyat istikrarını sağlamak için piyasaya döviz sürüp borç miktarını azaltabilecek oyunlar yapmakta. Ancak grafiktede görüleceği üzere TCMB nin bu hareketleri döviz tarafından birebir yansıtılmıyor. Hatta matematiksel olarak göremediğimiz bir detay ve gecikme ile yansıtılıyor. Demekki TCMB'nin döviz kuruna yaptığı müdahaleler  dövizi yönlendirmekten ziyade fiyat istikrarı amacına hizmet ediyor. Ancak biliyoruzki TCMB'nin elindeki tek müdahale aracı döviz rezervleri değil.

dövizrezerv.JPG

Anlaşılan o ki Türkiyede faizler düşüyor, enflasyon düşüyor, döviz düşüyor. Bu durum finansal olarak oldukça mantıklı ve tutarlı. Yaptığımız analizdeki ikili ilişki  bize dövizin yeri konusunda hatta değeri konusunda kaygı verebilecek bir gelişme olmadığını gösteriyor. Zira  TCMB nin dövize müdahale edebileceği tek araç döviz rezervleri değil. Kaldıki radikal olmayan basit müdahalelerde bile döviz rezervleri,  döviz üzerinde %21 etkiliyken, faizlerin ne kadar etki ettiğine değinmeye gerek kalmıyor.  Mevcut sistem piyasaya bırakılmış ve sadece fiyat istikrarı amacıyla müdahale edilen bir döviz kuru. Şimdi aklıma şu soru takılıyor TL ye niye bazıları  bu kadar takıyor.

Yorum : Kaynak göstermeden sebep belirtmeden oturduğu yerden TL'nin aşırı değerlendiğini savunan bir çok insan aynı zamanda ekonominin krize gebe olduğu konusunda (gene sebepsiz ve kaynaksız) çıkarımlarda bulunuyorlar. Makro dengelerdeki en ufak bir olumsuzlukta, hatta TCMB gibi bağımsız özerk ve  kurumsal yapıya fazlasıyla sahip bir kuruma başkan atamasındaki gecikme bile siyasal alanda başlayıp ekonomik ve finansal bir platforma kayarak, piyasalardaki aktörleri tedirgin ediyor. Ekonominin kırılganlığındaki azalışta, benim gibi düşünen iktisatçıların yegane avuntusu olarak kalıyor.  Şimdi tekrar o master tezindeki döviz kuruna etki eden ölçülemeyen faktörler altına dikkat edecek olursak, döviz kuruna etki eden bir diğer etmenin, psikolojik faktörler olduğu görülecektir. Herkes sürekli bağıra bağıra dövizi psikolojik olarak etkilemeyemi çalışıyor. Yoksa bu ülkede tekrar krizmi isteniyor?

Veriler için kaynak : TCMB

Ceteris Paribus Ekonomisi

İktisatçıların hepsinin aşina olduğu bir kavram hakkında bazı detaylardan bahsetmek isitiyorum. Yalın bir ifadeyle Ceteris Paribus şartları eşitlemek veya şartları sabitlemek anlamına gelmektedir. Örneğin bir malın fiyatını belirleyen 3 temel faktör olduğu varsayalım. Bu faktörlerde şunlar olsun: 1 – Malın tipi 2 -Halkın Gelir Seviyesi 3 - Mal Üzerindeki Vergi. Şimdi iktisatçılar halkın gelir seviyesindeki bir değişikliğin bu malın fiyatına olan etkisini tespit etmek için malın tipi ve mal üzerindeki vergi faktörlerini sabitlerler. Ceteris Paribus kavramını iktisat teorisine kazandıran o değerli bilim adamınada teşekkür ederler. Teorik tartışmalarda şartlar sınırsız olduğunda Ceteris Paribus bir can yeleği veya söylenildiği anda tüm herkesi susturan sihirli bir terim gibidir. Hatta iktisatın Abra Kadabrasıdır. Ancak bir o kadarda içi boş ve zavallı bir terimdir.

Yorum : Bu yazıdan sonra teorik iktisatçıların hepsi bana düşman kesilebilir. Ancak pratikte Ceteris Paribus diye bir olay yoktur. Şartların hepsi aynı anda değişkendir. Hatta yeni şartlar konuya her an müdahil olabilir. İktisat derslerini yüksek notlarla bile geçseniz piyasadaki şartların değişkenliği, bildiğiniz Ceteris Paribuslu iktisat kuramları ile başınızın dönmesine sebep olacaktır. Bu konuya verebileceğim en iyi canlı örnek Amerikadan. Son bir kaç yıldır Harvard üniversitesi işletme bölümü yeni mezunlarının iş performanslarında büyük düşüşler olduğu gözlemlenmekteymiş. Sebebini araştırdıklarında yeni mezunların işlerinde, derslerinde çalıştıkları case studyleri (vaka çalışması)  bulamadıklarından kaynaklandığı tespit edilmiş. Eğitim hayatları boyunca case study  tipinde derslerle iş hayatına atılmaya hazırlanan Harvard mezunları malesef teori ve pratik arasındaki derin uçurumun bir köşesine takılmış durumdalar. Bizim gibi gelişen dünya ülkelerinde sorun dahada vahim. Hem lokal hemde global değişkenler söz konusu oluyorki, global düşün yerel davran gibi bizler için yaratılmış yeni atasözleri bile oluşmakta . Heyecanla dinlediğim İktisat derslerinin teoriden pratiğe geçtiğini görmek için bir çok makale okumama rağmen gördüğüm en önemli şey hepsinin malesef teorik kaldığı. Bu şartlar altında Ceteris Paribus :)  biz iktisatçılar için söylendiğine şahit olduğum bir espiri ile bu yazımı noktalıyorum.

"İktisatçı dün söylediğinin, bugün neden olmadığını, yarın anlatan insandır"

Vergi İndirimi Beklentisi ve Laffer Eğrisi

Son zamanlarda tekstil sektöründe çıkarılan vergi indirimi sonrası bir çok sektörde benzer beklentiler oluştu. Ayrıca basın ve diğer baskı gruplarının maliye bakanlığına yaptığı yazılı ve sözlü başvurular üzerine sayın Kemal Unakıtan Ankara Sanayi Odası Meclis toplantısında çalışma yapıldığını ancak bunun vergi indirimi olacağına anlamına gelmemesi gerektiğini bildirdi. Haberin orjinaline burdan ulaşabilirsiniz.  

İşin Teorisi :En basit maliye politikası kitabında ulaşabileceğiniz, aslında uzun zamandır bilinen bir konuya değinmek istiyorum. Laffer eğrisi. Bu konuda halkı  ilk aydınlatan kişi yanlışım yoksa eski başbakan sayın Tansu Çillerdi. Laffer eğrisi vergi oranlarıyla devletin vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi açıklayan bir eğri. Kısaca şu şekilde ifade edilebilir. Vergilerde oluşturulacak her 1 oranlık  artışın, vergi gelirlerinde aynı veya yakın oranda bir artış yapması beklenir. Ancak görülmüştürki vergi oranında yapılan her 1 birim artış aynı şekilde vergi gelirlerini arttırmamaktadır. Bunun sebebi en kaba anlamda vergi ödemeye gönüllü olmayan kimseler ve kaçırılan vergiler olarak özetlenebilir. Kuramın bulucusu 1941 doğumlu iktsatçı Arthur B. Lafferdir . Ancak bu yolda atılan ilk teori, azalan marjinal fayda kuramının bulucusu Asene Jules  Etienne Dupuit   isimli İtalyan kökenli Fransız fizik mühendisidir. Detaylarla kimseyi sıkmak istemiyorum, bu yüzden Laffer eğrisi ile ilgilenenler buraya bakabilirler.  Bu kuramdan hareketle vergi indriminin olası sonuçları hakkında bir fikrimiz var ancak biliyorumki şu soru akılları kurcalıyor; neden vergi indirimi yapılır?. Bunun sebepleri vergi gelirlerini arttırmak (yukarıda açıklanıyor) sektörü korumak ve geliştirmek olarak genellenebilir. Devlet belli sektörlerin gelişmesine teşvik amacıyla bir süre onları vergi indirimiyle sürvanse edebilir. Bununla birlikte belli sektörlerin yok olmasını engellemek içinde ve/veya sosyal fayda gereği vergi indirimi yapılabilir.

Yorum : Sayın Unakıtan vergi indiriminden değil vergi indirimine layık olup olunmadığı yönünden araştırmalardan bahsetmekte. Öncelikle bir sektörde yapılacak vergi indiriminin vergi gelirlerini ne ölçüde değişitreceği incelenmekte ve daha sonra bu indirimin sektöre, devlete ve ayrıca uluslararası rekabete katkısı denetlenmekte. Tekstil sektöründe yapılan vergi indirimi sonrası bir çok sektör yetkilisi sektörün acınası halini dile getirerek vergi indirimi talebinde bulunmakta. Peki tekstil sektörü için yapılan vergi indiriminin gerekli olduğuna nasıl karar verildi. Aşağıdaki il grafik tekstil ürünleri ihracak miktar endeksini göstermekte. Diğer bir deyişle ne kadar tekstil ürününün ihrac edildiğini göstermekte ve 2005 yılının son döneminden itibaren relatif anlamda ciddi bir düşüş gösterdiği görülmekte. Demekki ihraç ettiğimiz tekstik ürünleri müktarında bir azalma söz konusu olduğu sonucuna varılabilir.

Tekstil İhracatı Endeksi

İncelenmesi gereken bir diğer konuda ihraç edilen tekstil ürünlerinin fiyatları konusundaki gelişmelerdir.  Aşağıdaki grafik ise ihracat birim değerler endeksi grafiğidir.  İhracat miktarındaki relatif düşüşe karşın ürün fiyatlarının arttığı görülmektedir. Demekki tekstil üreticisi daha az ihracat yapmasına karşın ürün fiyatının arttırmış ve zararını önlemek istemiştir.

 İhracat birim değeri

Tabiki sadece bu verilerle konuşmak doğru olmaz ancak genede açık söylenebilecek bir şey Türk tekstil ürünlerinin uluslararası arenada fiyatının artmış olduğudur. Artan fiyatla beraber orta vadede Türk tekstil ürünleri alıcılarının bir süre sonra rakip ülkelerin tekstil ürünlerine ilgi göstermesini beklemek yanlış olmaz. İşte bu noktada devlet sihirli eliyle tekstil sektörüne yardımcı olmuştur. Özellikle tekstil gibi dev bir endüstrinin gelecek nesillerdede ihrcatta yüzümüzü güldürmesini beklemek adına.

Son olarak :Elbette sadece ihracat perspektifinden bakarak nihai sonuçlara varmak doğru değidlri. Ancak bilinen bir diğer gerçekte ihracat yapamayan, uluslararası piyasalarda tanınmaya çalışmayan ve mevcut şartlara göre kendini geliştiremeyen sektörlerde bir vergi indirimi beklemek malesef yanlış olacaktır. Özellikle son zamanlarda azalan uçak biletleri fiyatı yüzünden yurtiçi otobüs firmaları kaliteyi arttırmak farklı pazarlama stratejilerine yönelmek yerine halen, tekstil sektörünü emsal göstererek vergi indirimi beklemektedir.  Böyle bir beklentiden sonuç beklemek beklentinin kendisi kadar yanlış olacaktır.

Mortgage Sistemi ve Kayırılan Bankalar

bilgin.jpg

BDDK başkanı sayın Tevfik Bilgin, Euromoney seminerleri kapsamında gerçekleştirilen
''Türkiye Yapısal Sermaye Piyasaları Zirvesi''nde yaptığı konuşmada, Mecliste görüşülen Mortgage sistemi hakkında bazı önemli açıklamalarda bulunmuştur. Kanımca bu açıklamaların en ilgi çeken başlığından birisi mortgage sistemi içerisinde erken ödeme yapan kimseye uygulanacak olan cezadır. Bankacılıkla ilgisi olmayanlar bu noktada şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Çünkü finans sitemi içerisinde erken ödeme, faiz indirimiyle ödüllendirilmektedir. Oysa bu durumda bir ceza söz konusudur. Bunun sebebi nedir? hemen anlatalım.

Bankalar aktif ve pasifleri arasındaki vadeyi dengeleme çalışırlar, Pasifler bankaların buldukşarı kaynakları Aktiflerde bnuları değerlendikleri yönleri temsil ederler. Bankalar elde ettikleri kaynakların süresi neyse müşterilerine aynı süreyle dağıtmaya çalışırlar.Diğer bir deyişle pasif vadesini aktif vadesine eşitlemeye çalışırlar. Aksi halde vade uyumsuzluğu oluşur. Bir örnek verelim, kaynakları uzun süreli bulmak ve kısa süreli kullandırmak sanılanın aksine faydalı bir tutum olmayacaktır. Faizlerin artış göstermesi durumunda bu işlem karlı olabileceği gibi, faizlerin azalış göstermesi durumunda bu işlem zararlı olacaktır. Bu konuyu incelemek isteyen okuyucular Açık öğretim fakültesinin Sermaye Piyasası Analizi kitabını okuyabilirler.  Faizlerin geleceğe ilişkin yapısını inceleyecek olursak bu konu içinden çıkılmaz bir hal alacağından onu başka bir başlığa bırakalım.

Vade süreleri eşit olmaması ne kadar büyük bir sorun olabilir? Bu durumda vade uyumsuzluğu oluşur ve uygun şartlar altında bankayı iflasa kadar sürükleyebilir. Demirbanka el konulması kısmende olsa bu konuya örnek sayılabilir. Peki bankalar vade uyumsuzluğuna karşı ne yapabilirler? Bankalar bu tip riskler altında dengeleme işlemi gerçekleştirirler. Bankacılıkta 2 temel yöntem ile dengeleme işlemi gerçekleştirilir. Bilanço içi yöntemler ve türev finansal araçlar. Ancak riskten kaçmanında bir maliyeti vardır. Bankalar bu maliyeti uyguladıkları riskten kaçma yöntemine göre öderler.

Şimdi dönelim sayın Tevfik Bilginin açıklamasına; Buna göre borcunu erken ödeyen müşteriler bankayı bu kaynakları başka yere plase etme konusunda risk altına atmaktadır. Zira borcun sabit faizi bir yana birde değişken faizi söz konusudur. Erken ödeme yapan müşteriler borca ait oluşabilecek değişken faiz riskini bankaya bırakmış olmaktadırlar. Bu noktada banka kaynağı yeniden değerlendirme sürecini ve kaynağa ilişkin değişken faiz riskini sırtlamış bulunmaktadır. Ancak Tevfik Bilgin burada oluşan riskin hem bankalar hemde banka müşterileri tarafından taşınması gerektiğini savunmaktadır.

Yorum : Şimdi işin rengi yukarıda açıklanıyor. Yazan bilgilerin bir çoğu temel düzey bankacılık ve sermaye piyasası kitaplarındanda elde edilebilir. BDDK banka müşterilerinin, bankalarla beaber riskleri paylaşmasını öngörüyor. Peki ne hedefleniyor?. Düşünülen o ki banka müşterisi erken ödeme yapıp borcun faizi ile cezalandırılmak yerine  e yapacağı bir finansal yatırımla finans piyasalarını geliştirmezmi? Peki yatırım marjinalitesi hiç değerlendirilmişmidir? Mortgage sistemiyle ev sahibi olmak isteyen bireyler, böyle uzun vadeli bir işlem içerisinde erken ödeme yapmak yerine, risk alıp yatırım yaparlarmı?, Alacaklarını erken istemeyen bu bankaların kaynaklarını değerlendirme sorunumu var yoksa?, Aklıma başka bir soru daha geliyor, uzun süredir gündemde olan Kredi Kartı düzenlemesine ilişkin elle tutulur tek sonuç kredinin vadeye yayılıp ödenmesi değilmiydi. Üstelik bunu gayrı resmi uygulayan bankalar olmasına rağmen.  Bu halkın sorunumu? yoksa düşen faizlerin etkisiyle fatura ödemeleri gibi bankacılık dışı işlemlere başlayan bankaların birden  bankacılık araçlarına sahip olduğunu hatırlayıp  devletinde desteğiyle bu araçları canlandırma umudumu?.

Son olarak belirtmeden geçemeyeceğim, uluslararası piyasalardan yeteri kadar yararlanamayan bankaların, düşen faizlerin etkisiyle birden başka bankacılık araçları olduğunu hatırlamasının maliyetini halk neden ödüyor. Bu bankalar neden kayırılıyor?